Burada hayallerimi yazacağım...
Çoğunlukla gitmek üzerine kurulu olan hayallerimi...
Çünkü koklerimi bir türlü salamadım bulunduğum yere... Buraya ait değilim ancak, nereye ait oldugumunda farkında değilim. Kökleneceğim yerin arayisina tanık olacaksınız sizlerde.

Sadece A.Ş.K.

Sadece A.Ş.K.

28 Kasım 2013 Perşembe

BİR YUDUM SEN

Gecenin ışıkları...
İçimde dayanılmaz bir acı,
Silmek istiyorum anılarımı.
Tenimi dağlayan yakıcı sıcaklığını,
Sımsıkı sarılışını,
Dudağımda kalan tadını,
İhtiraslı sevişmelerin sonrasını...
Kalbimde yalnızlık sancıları...
Hala duyuyorum kahkahanı,
Kokluyorum hala sen kokan yastığını,
Yıkamıyorum son bir şeyler içtiğin bardağı,
Dudaklarım arıyor dudağını,
Tenim arıyor sıcaklığını.
Kalbim dinlemiyor aklımı,
Halbuki yaptıklarının hepsi kasıtlı.
Kasım 2013 -  İstanbul halen

Neden?

Hayat benim, mekan benim demek isterdim ama diyemem. Çok ihmal ettim seni biliyorum. Hata benim, kabul. Ama çok geçerli nedenlerim vardı. Hele bir neden var ki, kelimelere dökülemez. Tarif edilemez. Onun için değil yazmaktan, hayattan vazgeçilir hem de düşünmeden. O yüzden zaman şimdi yaşanan an. Bundan öncesi yok, sonrası da garanti değil. Her gün yeni bir başlangıç, aynı bugün olduğu gibi...

Horatius'un bir dizesinde geçen "Carpe Diem" veya Ölü Ozanlar Derneği'nde geçen " Sadece bir tane hayatınız var ve şimdi yapmayacaksınız da ölünce mi yapacaksınız?" deyişleri çerçevesinde benim için bu yazı şu an içindi. Ne daha önce ne de daha sonra...

16 Kasım 2012 Cuma

DENEMELER-1

Tekneden bahseder olmuştuk. İnternetten motoryat ya da yelkenlilerde satılık ilanlarına bakıyorduk. Teknemizi öyle bir marinaya çekip bağlamayacak, gidebildiğimiz kadar uzağa gidecektik. Yelkenimizi şişiren rüzgarımız, hayallerimiz olacaktı. Ama bunun için önce gerekli eğitimleri almamız lazımdı.

İlk başlarda boyutlar konusunda bir bilgim yoktu. 5 ya da 7 metrelik tekneleri zihnimde canlandırdığımda minicik kalıyordu. Koskoca denizde adeta ceviz kabuğu gibi sallanıp durduğumuzu dusunup duruyordum.

Deniz kızıydı o. Teknede yaşamayı çok istiyordu. Teknenin küçük ya da büyük olması önemli değildi onun için. Çünkü zaten bedenine deryaları sığdırmıştı. Ona bu korkumdan bahsettiğimde, hayatın içinde herkesin bir ceviz kabuğu icinde oldugunu ve aslında sallandığını söylemişti. Hayatın içinde bir birey olarak yaşamaya çalışmak, hayatı iyisiyle kötüsüyle sürdürmek, denizde bir ceviz kabuğuyla yol almaktan pek de farklı sayılmaz demişti gülerek. 

İyi tamam, olurda demiştim yine içimi kemiren belirsizliklerle, çamaşır makinesini nereye koyacağız sorusu ansızın ve doğaçlama olarak ağzımdan çıkıvermişti. Ve tabi onun o şen kahkahasıyla ben de gülmüştüm. İstersen iki oda bir salon olarak döşer bir de ebeveyn banyosu dahil ederiz diye üzerime gelmişti. 

Ne bileyim ben! Daha toprakta yaşamaya yeni alışmışken teknede yaşam bana çok uçuk bir fikir olarak gelmişti. Hayatını sürdürmek için gerekli olduğuna şartlandığın eşyaların bir kısmının atılarak sadece minimum eşyayla yaşamak. Hayal bile edememiştim. Kafamdan o lazım olur mu, bu lazım olmaz ya da ya lazım olursa şekilinde geçen bin türlü soru, cevabını aramaktaydı. 

Çok kontrollüydüm, biliyorum. Herşeyi önceden planlayıp, hatta o planlarında yedeklerini yapıp yola koyulanlardandım. Teknenin bakımını düşünmeye başlamıştım bile. Ya kışın ayaz olduğunda ne yapılacaktı ve bunun gibi daha niceleri... Bana neden hep zor, negatif ve kötü olacak olaylar üzerine planları yapıyorsun derdi hep. Hiç güzellikler yaşanmayacak mıydı? Kışın ayaz olurken, yazın güneşin batışını izlemek ne kadar güzeldi. Biliyorum elbette ki güzellikler var hem de çok var. Başta mavilikte yaşamak var, altında turkuaz üstünde boncuk mavi. Özgürlük var, huzur var ve tabi ki istediğin yeri dolaşmak tüm dünyayı gezebilme olasılığın var.

Korkularım geçicidir diye umuyoruz halen. Hele bir tekneyi alalım da. Ne yalan söyleyeyim, en az onun kadar çok istiyorum tekne sahibi olmayı.

Teknede yaşam... Sürekli içimden tekrarlıyorum bu iki kelimeyi. Öyle fazla zorlamayın yavaş yavaş alıştırıyorum kendimi.

Naim - 16.12.2008

 

BAKIS

Gelişi güzel bir hayat,
Herşey oh ne rahat.

Ne arayan var beni ne soran.
Oldum olası zaten her söz bir yalan.

Ağızdan çıkmasa da olur selam,
Gönlünden geçse yeter o kelam.

Herkes der, bu ne deli divane.
Halbuki gönlünde yangın kalmış yegane.

Siz anlamazsınız onları,
Onların vardır değerli dostları.

Kah görünür, kah görünmez,
Sizin bunlara aklınız sır ermez.

Dert etmeyin beni, onu, diğerini.
Önce salıverin dışarı kalbinizdekileri.

Sonra gelin meclise,
Bulursun orada elbet derdine bir çare.

03.10.2012 - Sinem Uzyol Durmaz

~KaR~



Ocak ayındaki Abant gezimizin tadı damağımızda kalmıştı. Her kış bir kere ama erken saatte gidilip, öğlen gibi dönülmek kaydıyla göl çevresinin buz tutmuş yollarında, denge cambazları gibi yürümek ve yürürken halimize gülmek en müthiş olay... kahkaha bedava, sarılmak bedava, ele tutuşmak bedava... göle karşı bir kahve içmenin maliyeti, eh o da düşünülmez ki o arada...

17 Ağustos 2012 Cuma

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM...


Ben senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen, gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun:
vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar...
Ama biz o zamana kadar, o kadar karışacağız ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak
iki çiçek açacak:
biri sen
biri de ben.
Ben daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok, ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da bu düzelir herhalde.



Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey:
belki diyor.
18 ŞUBAT 1945
PİRAYE NAZIM HİKMET

25 Nisan 2009 Cumartesi

Uzaktaydım... Alışamadığım...

Neredeyse 1 sene olmuş hayallerimin peşinden koşmayışım. Benim için KaYıP olarak nitelendirdiğim neredeyse 365 gün. Neden? Çünkü çevremi gerçekler sarıp sarmalamıştı. Hangi yöne baksam gerçek dünyaya ait sorunlar, endişeler ve zaman kavramı vardı. Tam BiR SeneM... Geri alamadığım, üretemediğim ve doyasıya hayal kuramadığım...


Ama ben geri döndüm... Kendi HaYaL DünYamA... Üretkenliğimle, hayata bakışımla... Gerçek dünya isteyenin olsun. Ama benden uzakta dursun...

24.04.2009 - Hala İstanbul'dayım.

16 Haziran 2008 Pazartesi

BELKİ BEN...


Hep gideceğim gideceğim derken
Bir gün aradığın zaman beni
Bulamadığında
Sakın endişelenme arkadaşım...

Bil ki ben deniz olmuş, kuş olmuş, balık olmuşum
Hürriyetine koşan
Cam akvaryumdan kurtulmuşum
Nefes dahi alınmayan

Gittiğim zaman arkadaşım
Arkamda kalan sen
Kalbimde kalan yine sen...

Belki yakın belki uzak
Bir bakarsın yarın olmam arkadaşım
Neşeyle kal neşeyle an...
Belli olmaz tek nefes
Nerde gelir nerde gider...
Sen yeter ki endişelenme...
Sana yazarım uzaklardan arkadaşım.


İst - Haz'08

20 Mayıs 2008 Salı

9 Mayıs 2008 Cuma

DELİ RUHUM


Yaprakların rüzgarla sürüklenmesi gibi
Dört bir yana savruluyor ruhum.
Delice bir fırtına içimde,
Kalbimin derinliklerinde.
Çıpa atmalıyım bir yere,
Saklanmalıyım geriye...
Uçurumun kenarında,
Tutunduğum ince bir dal sadece.


Ist.- Eylül '07

7 Mayıs 2008 Çarşamba

BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Ben hayatta en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla ha düştü ha düşecek
Nasıl koşardım ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici-hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helalleşmek ister elbet, diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oynunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından uçmakta olan o devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

CAN YÜCEL

*******************************
Babamı kaybedeli yaklaşık 6 sene oluyor. Ve onu ne zaman düşünsem, burnumun direği sızlıyor. Can Baba'nın bu şiirini de okuyunca gene bir hüzün bulutu kapladı dört bir yanımı. Ben, babamın biricik kızıydım. O da benim devimdi. Ne diyebilirim ki sözler boğazımda düğümlenirken...

"Mekanın cennet olsun babacığım. Huzur içinde yat."


İst. - Mayıs '08

6 Mayıs 2008 Salı

SONSUZ BEKLEYİŞ


Önce sofrayı kurmalı,
Salata, çorba ve mezesiyle.
Yanında da dolu bir karafa ve 2 kadeh.
Mum ve de çiçekleri de unutmamalı

Saate bakayım önce.
Bir koşu girmeliyim duşa,
Çabucacık yıkayıvereyim her yerimi.
Misler gibi kokmalıyım bu gece...
Nergisler, sümbüller, güller...
Yanımda sönük kalmalı.
Sevdiceğim çiçekleri değil bu gece beni koklamalı...

Hayatıma giren tek erkeğim, biricik aşkım...
Uzun bir yolculuktan sonra yanımda...
Tam 25 yıl önce verilen,
Ve her sene yerine getirilen bir sözle...
İşte gene 12 Temmuz akşamı geldi karşımıza.

Saat 20:00
Daha gelmesine çok var.
Güneş batıyor her gün olduğu gibi engin mavide.
Ama bugün bir farklı göründü gözüme, hüzün doldu içim.

Saat 21:00
Nerede kaldı? Çoktan gelmeliydi yanıma.
Şu yıldızlar bu gece daha mı yakın sanki?

Saat 22:00
Yok gelmeyecek galiba...
Bir terslik mi oldu acaba?
Şu... Şu... köşeyi dönen araç onunki mi?

Saat 23:00
Mum da bitti gitti.
Aynı çiçekler ve aynı benim gibi.
Kalk Neriman topla masayı.

Saat 23:30
Telefon!...
Hayırdır bu saatte?
“Alo... Buyrun...
Evet benim..
Hayır... Hayır... Olamaz!... Doğru değil bu!...
Bugün değil!.. Şimdi değil!...”
Hayır...
Hayır...
Hayııırrr.....

Evet...evet...ahh evet.

Bak gene uyuyakalmışsın Neriman...
Hadi git yat yatağına.
Daha nice yalnız 12 Temmuzlar var yaşamında...
Alışamadın gitti şu yalnızlığa.


İst - Mayıs '07

23 Nisan 2008 Çarşamba

EVİM


Bir evim olsun taştan,
Kirece boyayım onu baştan.
Pervazları çivit mavisi olsun,
Önüne de iki tahta sandalye ile bir masa konsun.
Tahta masa beyaz olmalı,
Üstüne de kırmızı güller konmalı.
Sandalyenin biri senin biri benim,
Her ikisi de mavi aynı gözlerin gibi senin.

İst-Nisan '08

22 Nisan 2008 Salı

HAYAT

Gidene kal demeyeceksin. ..
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun...
Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini...
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..
Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum,
Oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım.

NIETSZCHE
Ne diyebilirim ki bu şiire... Sadece bunu paylaşarak, yansıttığı duyguları sizlerin de hissetmenizi istedim. Syg... Sinem

3 Mart 2008 Pazartesi

SIĞAMIYORUM


Sığamıyorum hiç bir yere. Her yer benim için dar geliyor. Giderek yaşamaya zorlandığım bu şehirden kaçamıyorum. Beni tuttan bağlar cok güçlü olmasa da burada kalmamı gerektirecek kadar kuvvetli.

Ama ruhum delicesine çırpınıyor. Sanki Boğaz'ın o serin ve güçlü akıntısına kapılıp gitmek istiyor. Artık onu durdurabilecek gücümün kaldığını zannetmiyorum. Sadece küçük bir fırsat bekliyorum bu şehirde kalma süremi bitirecek.

Çalıştığım yer, oturduğum sandalye, uyuduğum yatak... Hiç biri benim ruhuma göre değil. Ruhum bahane aslında bana göre değil.. Sürekli hep rüzgarların getirdiği deniz havasını duymak istiyorum. Sabah kalkıp penceremin önüne geldiğimde ilk görmem gerekenin kan kırmızı sardunyaların ardındaki masmavi deniz ve denizi kucaklayan koylar olması gerektiğinin hayal ediyorum. Sadece ama sadece orada olmak istiyorum. Kalbimin aslında attığı, düşüncesinin bile içimi ısıttığı yerde... Buranın çok ama çok uzağında...


Sinem - İst. Mart 08

14 Şubat 2008 Perşembe

HERKESİN SEVGİLER GUNU KUTLU OLSUN....

Sevgili arkadaşım Ozan tarafından gönderilen şiir ile herkesin bu özel gününü kutlarım. Uzun zaman blogumu güncelleyemedim ancak iş yoğunluğu çok arttı. Beni mazur görün.

Sevgilerimle,

Sinem - İst-14/02/2008


*************************************


Hani ılık yağmur suları saçından boynuna doğru kayarken için ürperir ya..
Hani nenen, deden, arkandan yorgun bakışlarla el sallarken kalbini tuhaf bir hüzün kaplar ya..

Hani mezun olduğunda can cana zaman geçirdiklerin için göğsünde mutlu bir telaş belirir ya..
Hani zor bir işin üstesinden geldiğinde gözlerini vakur bir gurur sarar ya..

Hani fırtınalı günlerde sade ama sıcacık evinde kendini güvende hissedersin ya..
Hani hava karardığında, kimseler kalmadığında, özlem duygusunu tadarsın ya..

Hani karşına çıktığında kalbin esaretten kutulmak istercesine çarpmaya başlar ya..
Hani her tebessümünde ruhuna sonsuz bir enerji dolar ya..

Hani nefesine nefes, canına can, gücüne güç katar da sadakati benliğine işler ya..
Hani bütün bu duyguları onunla paylaşırsın ya..

İşte o vakit… bir sevgilin var demektir…

Sevgililer gününüz kutlu olsun..

Ozan Altan

3 Ocak 2008 Perşembe

BEN


Güneşin içi ısıttığı bugün,
İçim titrerken....
Arnavut kaldırımlı o dar sokakta,
Binbir çiçek, binbir renk,
Bahçelerden gelen çocukların çığlıkları, gülüşmeleri
Uzaktan gelen simitçinin sesi karışırken martıların sesine,
Erguvanların sardığı duvarların arkasındaki,
Boğaz şimdi daha mavi,
Güneş daha sıcak.
Ve ben senden uzakta

Bir başımayım....


İstanbul - Eylül '07

17 Aralık 2007 Pazartesi

BAHANE


Hayatın kendisi bahane zaten.
Ama aşk bahanelere saklanmasa...
Sürmeli gözler gizlenmeden kırmızı perdenin ardına,
Sevdiğine göz kırpsa.
Değil sadece komşu, çoluk çocuk..
Gök ayrı, yer ayrı şahit olsa da,
Yeter ki aşk, aşk olarak yaşansa...
Üstüne üstlük bir de doyasıya alkışlansa.


İstanbul - Ağustos 'o7

25 Kasım 2007 Pazar

ÇELİŞKİLER


Alışamadım...
Ne varlığına ne yokluğuna.
Yakınımdayken bir o kadar huzursuz,
Uzaktayken bir o kadar özlem dolu.
Çelişkiler dünyasına hapsoldum
İçimde yankılanan sadece sen.

Keşke yanımda olsan bir nefes kadar,
Keşke uzağımda olsan dünyanın öbür ucunda...
Gözlerim gözlerine değse, tenim tenine
İstemediğim kadar yakın olsan keşke,
İstemediğim kadar da uzak...

Bir yanım seni bilse, sevse
Diğer yanım ise yokluğuna şükretse
Yeter ki ne istediğimi bilsem


Istanbul – Tem'07

21 Kasım 2007 Çarşamba

KAVGA

İlk kavgamız dün gece yaşanıp biterken,
Beni tek başıma, yüzüstü bırakıp giderken,
“Gitme” diyemedim...
Sadece sessizce süzülen yaşlarım
Şahit oldu hüznüme, kırılan kalbime...

Bu kadar kolay mıydı herşeyi silebilmek,
Boşuna mıydı verilen çabalar, harcanan zamanlar.
Ya o “seni seviyorum” demelerin?
Bu kadar kolay mıydı,
Bırakmak, bırakabilmek,
Unutmak, unutabilmek,
Silmek, silebilmek...

Asla dur demem sana,
Gidebildiğin kadar git.
Mutlu olana kadar git.
Sadece kapıyı aç ve git.....


Istanbul – 06/01/06