Burada hayallerimi yazacağım...
Çoğunlukla gitmek üzerine kurulu olan hayallerimi...
Çünkü koklerimi bir türlü salamadım bulunduğum yere... Buraya ait değilim ancak, nereye ait oldugumunda farkında değilim. Kökleneceğim yerin arayisina tanık olacaksınız sizlerde.

Sadece A.Ş.K.

Sadece A.Ş.K.

17 Ağustos 2012 Cuma

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM...


Ben senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen, gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın, odanda ocağın üstüne korsun içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun, şeffaf, beyaz camdan olsun ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun:
vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin yahut vefasız bir torun bizi ordan atana kadar...
Ama biz o zamana kadar, o kadar karışacağız ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse sapında muhakkak
iki çiçek açacak:
biri sen
biri de ben.
Ben daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok, ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da bu düzelir herhalde.



Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey:
belki diyor.
18 ŞUBAT 1945
PİRAYE NAZIM HİKMET

25 Nisan 2009 Cumartesi

Uzaktaydım... Alışamadığım...

Neredeyse 1 sene olmuş hayallerimin peşinden koşmayışım. Benim için KaYıP olarak nitelendirdiğim neredeyse 365 gün. Neden? Çünkü çevremi gerçekler sarıp sarmalamıştı. Hangi yöne baksam gerçek dünyaya ait sorunlar, endişeler ve zaman kavramı vardı. Tam BiR SeneM... Geri alamadığım, üretemediğim ve doyasıya hayal kuramadığım...


Ama ben geri döndüm... Kendi HaYaL DünYamA... Üretkenliğimle, hayata bakışımla... Gerçek dünya isteyenin olsun. Ama benden uzakta dursun...

24.04.2009 - Hala İstanbul'dayım.

16 Haziran 2008 Pazartesi

BELKİ BEN...


Hep gideceğim gideceğim derken
Bir gün aradığın zaman beni
Bulamadığında
Sakın endişelenme arkadaşım...

Bil ki ben deniz olmuş, kuş olmuş, balık olmuşum
Hürriyetine koşan
Cam akvaryumdan kurtulmuşum
Nefes dahi alınmayan

Gittiğim zaman arkadaşım
Arkamda kalan sen
Kalbimde kalan yine sen...

Belki yakın belki uzak
Bir bakarsın yarın olmam arkadaşım
Neşeyle kal neşeyle an...
Belli olmaz tek nefes
Nerde gelir nerde gider...
Sen yeter ki endişelenme...
Sana yazarım uzaklardan arkadaşım.


İst - Haz'08

20 Mayıs 2008 Salı

9 Mayıs 2008 Cuma

DELİ RUHUM


Yaprakların rüzgarla sürüklenmesi gibi
Dört bir yana savruluyor ruhum.
Delice bir fırtına içimde,
Kalbimin derinliklerinde.
Çıpa atmalıyım bir yere,
Saklanmalıyım geriye...
Uçurumun kenarında,
Tutunduğum ince bir dal sadece.


Ist.- Eylül '07

7 Mayıs 2008 Çarşamba

BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM

Ben hayatta en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla ha düştü ha düşecek
Nasıl koşardım ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici-hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helalleşmek ister elbet, diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oynunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından uçmakta olan o devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

CAN YÜCEL

*******************************
Babamı kaybedeli yaklaşık 6 sene oluyor. Ve onu ne zaman düşünsem, burnumun direği sızlıyor. Can Baba'nın bu şiirini de okuyunca gene bir hüzün bulutu kapladı dört bir yanımı. Ben, babamın biricik kızıydım. O da benim devimdi. Ne diyebilirim ki sözler boğazımda düğümlenirken...

"Mekanın cennet olsun babacığım. Huzur içinde yat."


İst. - Mayıs '08

6 Mayıs 2008 Salı

SONSUZ BEKLEYİŞ


Önce sofrayı kurmalı,
Salata, çorba ve mezesiyle.
Yanında da dolu bir karafa ve 2 kadeh.
Mum ve de çiçekleri de unutmamalı

Saate bakayım önce.
Bir koşu girmeliyim duşa,
Çabucacık yıkayıvereyim her yerimi.
Misler gibi kokmalıyım bu gece...
Nergisler, sümbüller, güller...
Yanımda sönük kalmalı.
Sevdiceğim çiçekleri değil bu gece beni koklamalı...

Hayatıma giren tek erkeğim, biricik aşkım...
Uzun bir yolculuktan sonra yanımda...
Tam 25 yıl önce verilen,
Ve her sene yerine getirilen bir sözle...
İşte gene 12 Temmuz akşamı geldi karşımıza.

Saat 20:00
Daha gelmesine çok var.
Güneş batıyor her gün olduğu gibi engin mavide.
Ama bugün bir farklı göründü gözüme, hüzün doldu içim.

Saat 21:00
Nerede kaldı? Çoktan gelmeliydi yanıma.
Şu yıldızlar bu gece daha mı yakın sanki?

Saat 22:00
Yok gelmeyecek galiba...
Bir terslik mi oldu acaba?
Şu... Şu... köşeyi dönen araç onunki mi?

Saat 23:00
Mum da bitti gitti.
Aynı çiçekler ve aynı benim gibi.
Kalk Neriman topla masayı.

Saat 23:30
Telefon!...
Hayırdır bu saatte?
“Alo... Buyrun...
Evet benim..
Hayır... Hayır... Olamaz!... Doğru değil bu!...
Bugün değil!.. Şimdi değil!...”
Hayır...
Hayır...
Hayııırrr.....

Evet...evet...ahh evet.

Bak gene uyuyakalmışsın Neriman...
Hadi git yat yatağına.
Daha nice yalnız 12 Temmuzlar var yaşamında...
Alışamadın gitti şu yalnızlığa.


İst - Mayıs '07

23 Nisan 2008 Çarşamba

EVİM


Bir evim olsun taştan,
Kirece boyayım onu baştan.
Pervazları çivit mavisi olsun,
Önüne de iki tahta sandalye ile bir masa konsun.
Tahta masa beyaz olmalı,
Üstüne de kırmızı güller konmalı.
Sandalyenin biri senin biri benim,
Her ikisi de mavi aynı gözlerin gibi senin.

İst-Nisan '08

22 Nisan 2008 Salı

HAYAT

Gidene kal demeyeceksin. ..
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun...
Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini...
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..
Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum,
Oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım.

NIETSZCHE
Ne diyebilirim ki bu şiire... Sadece bunu paylaşarak, yansıttığı duyguları sizlerin de hissetmenizi istedim. Syg... Sinem

3 Mart 2008 Pazartesi

SIĞAMIYORUM


Sığamıyorum hiç bir yere. Her yer benim için dar geliyor. Giderek yaşamaya zorlandığım bu şehirden kaçamıyorum. Beni tuttan bağlar cok güçlü olmasa da burada kalmamı gerektirecek kadar kuvvetli.

Ama ruhum delicesine çırpınıyor. Sanki Boğaz'ın o serin ve güçlü akıntısına kapılıp gitmek istiyor. Artık onu durdurabilecek gücümün kaldığını zannetmiyorum. Sadece küçük bir fırsat bekliyorum bu şehirde kalma süremi bitirecek.

Çalıştığım yer, oturduğum sandalye, uyuduğum yatak... Hiç biri benim ruhuma göre değil. Ruhum bahane aslında bana göre değil.. Sürekli hep rüzgarların getirdiği deniz havasını duymak istiyorum. Sabah kalkıp penceremin önüne geldiğimde ilk görmem gerekenin kan kırmızı sardunyaların ardındaki masmavi deniz ve denizi kucaklayan koylar olması gerektiğinin hayal ediyorum. Sadece ama sadece orada olmak istiyorum. Kalbimin aslında attığı, düşüncesinin bile içimi ısıttığı yerde... Buranın çok ama çok uzağında...


Sinem - İst. Mart 08

14 Şubat 2008 Perşembe

HERKESİN SEVGİLER GUNU KUTLU OLSUN....

Sevgili arkadaşım Ozan tarafından gönderilen şiir ile herkesin bu özel gününü kutlarım. Uzun zaman blogumu güncelleyemedim ancak iş yoğunluğu çok arttı. Beni mazur görün.

Sevgilerimle,

Sinem - İst-14/02/2008


*************************************


Hani ılık yağmur suları saçından boynuna doğru kayarken için ürperir ya..
Hani nenen, deden, arkandan yorgun bakışlarla el sallarken kalbini tuhaf bir hüzün kaplar ya..

Hani mezun olduğunda can cana zaman geçirdiklerin için göğsünde mutlu bir telaş belirir ya..
Hani zor bir işin üstesinden geldiğinde gözlerini vakur bir gurur sarar ya..

Hani fırtınalı günlerde sade ama sıcacık evinde kendini güvende hissedersin ya..
Hani hava karardığında, kimseler kalmadığında, özlem duygusunu tadarsın ya..

Hani karşına çıktığında kalbin esaretten kutulmak istercesine çarpmaya başlar ya..
Hani her tebessümünde ruhuna sonsuz bir enerji dolar ya..

Hani nefesine nefes, canına can, gücüne güç katar da sadakati benliğine işler ya..
Hani bütün bu duyguları onunla paylaşırsın ya..

İşte o vakit… bir sevgilin var demektir…

Sevgililer gününüz kutlu olsun..

Ozan Altan

3 Ocak 2008 Perşembe

BEN


Güneşin içi ısıttığı bugün,
İçim titrerken....
Arnavut kaldırımlı o dar sokakta,
Binbir çiçek, binbir renk,
Bahçelerden gelen çocukların çığlıkları, gülüşmeleri
Uzaktan gelen simitçinin sesi karışırken martıların sesine,
Erguvanların sardığı duvarların arkasındaki,
Boğaz şimdi daha mavi,
Güneş daha sıcak.
Ve ben senden uzakta

Bir başımayım....


İstanbul - Eylül '07

17 Aralık 2007 Pazartesi

BAHANE


Hayatın kendisi bahane zaten.
Ama aşk bahanelere saklanmasa...
Sürmeli gözler gizlenmeden kırmızı perdenin ardına,
Sevdiğine göz kırpsa.
Değil sadece komşu, çoluk çocuk..
Gök ayrı, yer ayrı şahit olsa da,
Yeter ki aşk, aşk olarak yaşansa...
Üstüne üstlük bir de doyasıya alkışlansa.


İstanbul - Ağustos 'o7

25 Kasım 2007 Pazar

ÇELİŞKİLER


Alışamadım...
Ne varlığına ne yokluğuna.
Yakınımdayken bir o kadar huzursuz,
Uzaktayken bir o kadar özlem dolu.
Çelişkiler dünyasına hapsoldum
İçimde yankılanan sadece sen.

Keşke yanımda olsan bir nefes kadar,
Keşke uzağımda olsan dünyanın öbür ucunda...
Gözlerim gözlerine değse, tenim tenine
İstemediğim kadar yakın olsan keşke,
İstemediğim kadar da uzak...

Bir yanım seni bilse, sevse
Diğer yanım ise yokluğuna şükretse
Yeter ki ne istediğimi bilsem


Istanbul – Tem'07

21 Kasım 2007 Çarşamba

KAVGA

İlk kavgamız dün gece yaşanıp biterken,
Beni tek başıma, yüzüstü bırakıp giderken,
“Gitme” diyemedim...
Sadece sessizce süzülen yaşlarım
Şahit oldu hüznüme, kırılan kalbime...

Bu kadar kolay mıydı herşeyi silebilmek,
Boşuna mıydı verilen çabalar, harcanan zamanlar.
Ya o “seni seviyorum” demelerin?
Bu kadar kolay mıydı,
Bırakmak, bırakabilmek,
Unutmak, unutabilmek,
Silmek, silebilmek...

Asla dur demem sana,
Gidebildiğin kadar git.
Mutlu olana kadar git.
Sadece kapıyı aç ve git.....


Istanbul – 06/01/06

14 Kasım 2007 Çarşamba

HAYAT VE ŞARAP


Kadehimde yarım kalan şarap,
Hafif buruk, hafif acı...
Aynı hayatım gibi...
Ama içtikçe içesi geliyor insanın,
Aynı yaşadıkça daha fazla sarılması gibi hayata..
Ağızda kalan tada alışıyor insan,
Arıyor o aynı buruk ve acı tadı bir sonraki yudumunda...
Bende alışıyorum kırılmalara, zorluklara,
Bekliyorum bir sonrakini.......


Sinem Uzyol
Ist – Aug'07

9 Ekim 2007 Salı

İSTEK

Kırıldı bütün hayallerim
Camdan bir tablonun dağılması gibi
Parça parça saçıldı dört bir yana

Beklediğim ise sadece
Bir sesti uzaklardan gelen
Seven ve sevecen

Bu kadar zor muydu isteğim?
Hatırlanmaktı sadece bugünkü dileğim
Böylece sevildiğimi bilecektim
Aynı sevdiğimi bildiğim gibi

Bekleyişim bir ömür tüketti
Geri de kalanlar ise sadece kırık hayallerim
Suya yazılan yazı gibi bir yaşam

Geriye almanın imkansızlığı,
Yanlışı düzeltmenin olanaksızlığı...
Elde kalan ise hüsranlarla beslenen bir kalp
Cesaretsiz, güvensiz ve yalnız...



Istanbul – 18/08/07

17 Eylül 2007 Pazartesi

VEDA

Dün gece ağladım rüyamda,
Karşımda eskide kalan mutlu anılar,
İşte ben, işte o
Yanımda yanıbaşımda
Elinin içinde elim,
Gözbebeğinde suretim...
Bırakıp gitmek istemedi aslında.
Bende ayrılmak hiç istemedim.
Son nefesini verirken bile,
Eli elimde, gözü gözümün içinde...
Tutamadım onu, beni buralarda bırakıp gitti.

Babamın anısına...

5 Eylül 2007 Çarşamba

AŞK HAKKINDA BİLDİRİMİM


Aşk... Herkesin hayatında bir kez kesin olarak yaşayanacağına dair garanti veren tek duygu. O kadar yoğun bir duygu ki, bütün çevremizi sarıp sarmalamış. Aşk ile yatıp kalkar hale gelmişiz. Tüm sevdiklerimiz, baktığımız vitrinler, izlediğimiz filmler, diziler hep O‘nun tekeline girmiş. Oyle bir şey ki, sanki aşk olmazsa ölürüz veya hastalanırız. Bizi ayakta tutan, güç veren bir olgu haline getirmişiz.

Arkadaşlarımın sürekli olarak, “ sende aşık olacaksın, o zaman gözün hiçbir sey görmeyecek” masalları ile hayatımı sürdürüyorum. Ya bir kere niye gözüm birşey görmüyor. Aşk göz sinirlerine hasar mı veriyor? Bu kadar tehlikeli ve sağlıksızsa hiç bana uğramasın. Benim için varlığı da yokluğu da bir şu an. Ne hayatımda eksikliklik hissediyorum, ne de rahatsizlik.

Niye bu kadar takıntılıyız aşk konusunda. Niye illa ki aşk yaşamalıyız. Aşk yaşamadan birşeyler hissedemiyor muyuz birbirimize. Ya ben hoşlanıyorsam zaten muhakkak bir şeyler hissediyorumdur. Ne diye bunu bir masala çevirelim ki.

Bazen Aşk’la Tutkuyu birbirine karıştırır insanoğlu. Hele tensel doyumlar sözkonusu ise, bunun tutku olduğunu dile getirmeye korkar. Hemen yaşanılması düşünülen veya yaşanılan olayın keskinliğini AŞK ile yumuşatıverir. Birlikte olup aynı tutkuyu paylaşmak, artık aşk yapmaktır örneğin. Tutkunun esiri olmaktansa, aşkın esiri olmayı tercih ederiz kimi zaman. Ama yaşanılan sadece ve sadece tutkunun kendisidir. Tutku mahkumları yoktur artık, aşk mahkumları vardır.

Bir de şu nedenle sinir oluyorum AŞK’a. Kardeşim bu kadar da para kazanılmaz ki bir duygudan. Reklamlarda ana tema, dizilerde tek senaryo-çünkü bizim uyumak için masala ihtiyacımız olduğunu düşünüyorlar-, çarşı pazarda sürekli LOVE yazan bardaklar, T-shirtler, yastiklar, oyuncaklar... Ne bereketli bir duygu.. Sürekli para kazandırıyor.

Ayrıca bir de AŞK ACISI denilen duygumuz mevcut. Hayır, yeni bir biber cinsi değil bu. Peki nedir bu ? Şu şekilde açıklayabilirim. Partneriniz size karşı eskiden olduğu gibi ilgili olmaması, yani gerçekleşmesini düşündüğünüz ve gerçekleşmemesi için herşeyi anlamamazlıktan geldiğiniz terkedilme korkunuz. Bu korku sizi ne şekilde etkiliyor, ne yaşıyorsunuz? .. Acı.. Peki bu acı nereden kaynaklanıyor? Aşktan. İşte oldu sana aşk acısı. Ya inanamıyorum. Aranızdaki etkilenmeler bitince nedenini aramak yerine aşk acısı yaşamayı seçmek.. Biraz mantıksız gibi.
Aşk acısı da aynı kardeşi Aşk gibi para kazandıran bir duygudur. Ama bu kez müzik sektörü ön planda yer bulmuş kendisine sanırım. Gerçi senaryolarda her iki duyguda işleniyor hemde oya misali.. Yalnız o kadar işleniyor ki bir süre sonra bıkıyorsunuz. Ne bu ya.. Senaryo da yazılan şey şu: Esas adam, esas kız arasında bir canım cicim olayları yaşanırken birde bakmışsınız ki iki düşman oluvermişler. Hepsi bu kadarla bitmiyor üstelik. Aradan bir süre geçiyor hata yapmışız biz diye tekrar biraraya geliyorlar. Bir ayrılık bir birleşme... Bu sürekli kısır döngü olarak yaşatılıyor. Bu arada, senaryoda verilen ders şu bilinçaltımıza. Aşk, acısız yaşanmaz, yaşanırsa da aşk olmaz. İnsan bir düşünür izlerken di mi? “Ya ne iş bu. Bunlar ne diye ayrılıp barışıyorlar. Ne kadar dengesizler.” diye. Ama nerede.... ayrıldıklarında salya sümük ağlıyoruz, kendimizi kağıt mendil sektörünün canlanmasına kadar etki edebilecek bir faktör olarak görebiliriz bu konuda. Ya, insan bilmez mi hiç, ilişkinin gidişatı ne olduğunu, bu ilişkinin yürüyüp yürümediğini? Biz normal hayatımızda, aniden bir şey yaşayıp aniden ondan vaz mı geçiyoruz? Bu kadar kendimizi önemsemeden mi olayların içine atlıyoruz? Lütfen sayın senaristler... biraz daha gerçek yaşamları taşıyalım televizyona.





İstanbul- Camdan bir kulede
06.03.2006

3 Eylül 2007 Pazartesi

ADIMLARIM


Yürüdüm yere bakarak
Çünkü korkardım düşmekten, takılmaktan bir yere.
Bir hata yapmaktan yok yere.
Ama bir yanımda da garip bir his,
Sanki görmemem gerekeni göreceğim umudu,
Sanki bulmamam gerekeni bulacağım sevinci.

Şimdi biliyorum ki,
Seni bulmam için yere değil,
Çevreme hiç değil,
Kalbime bakmam gerekirmiş...



İstanbul- Haz. '06